İçeriğe geç

Eskişehir’i kim almıştır ?

Eskişehir’i Kim Almıştır? Bir Fetih Sorusu Üzerinden Etik, Bilgi ve Varlık

Değerli Durmaenerji okurları, bu içerikte Eskişehir’i kim almıştır ile ilgili en önemli başlıkları bir araya getirdik.

Bir şehrin kapısından içeri girip “Burası kimin?” diye sorduğumuzu düşünelim. Cevap gerçekten tek bir isim olabilir mi? Yoksa bir şehrin toprağına sahip olmakla onun hafızasına, kimliğine ve geçmişine sahip olmak birbirinden farklı şeyler midir?

Eskişehir’in tarihine bakınca bu soru daha da zorlaşır. Çünkü bugünkü şehir, tek bir hükümdarın bir anda “aldığı” boş bir mekân değildir. Dorylaion’dan Selçuklu yerleşimine, Osmanlı uç bölgesinden modern kente uzanan çok katmanlı bir tarihin ürünüdür. Resmî tarih kaynakları, Türk ordularının 1074’te Eskişehir’i aldığını belirtirken, 1289’da Osman Bey’in hâkimiyet alanına Eskişehir ve İnönü’yü kattığını da aktarır.

Eskişehir Valiliği

+1

Peki “Eskişehir’i kim almıştır?” sorusunun felsefi açıdan doğru cevabı hangisidir?

Tarihsel cevap: Fetih tek bir olay değildir

Eskişehir’in antik adı Dorylaion’du. Kent Frig, Pers, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden geçti. 708’de Emevî ordularının, 778’de ise Abbâsî kuvvetlerinin bölgeyi ele geçirdiği; daha sonra Selçuklu hâkimiyetinin kurulduğu bilinmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

+1

1071 Malazgirt Savaşı sonrasında Türklerin Anadolu’daki ilerleyişi hızlandı. Eskişehir’in 1074 civarında Selçuklu/Türk hâkimiyetine girdiği kabul edilir.

Eskişehir Valiliği

Fakat burada önemli bir ayrım ortaya çıkar: 1074’teki Selçuklu hâkimiyeti ile Osmanlıların bölgeye yerleşmesi aynı tarihsel olay değildir.

Osman Bey’in Eskişehir çevresindeki hâkimiyeti ise XIII. yüzyılın sonlarına rastlar. TDV İslâm Ansiklopedisi, Osmanlı kroniklerindeki bazı fetih anlatılarının kesinliğinin tartışmalı olduğunu; buna rağmen Eskişehir’in erken Osmanlı faaliyet sahasının önemli bir parçası olduğunu belirtir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Dolayısıyla kısa cevap şudur: Eskişehir, 1074 civarında Selçuklu/Türk hâkimiyetine girmiş; XIII. yüzyılın sonlarında ise Osmanlıların hâkimiyet alanına katılmıştır.

Ama felsefe tam burada başlar.

Etik: Bir yeri “almak” ne demektir?

Etik, eylemlerin iyi, kötü, adil veya haksız oluşunu sorgular. Fetih tarihine etik açıdan baktığımızda yalnızca “Kim kazandı?” sorusunu sormak yetersiz kalır.

Asıl sorular şunlardır:

  • Bir toprağı ele geçirmek, ona sahip olmanın ahlaki gerekçesi midir?
  • Fetih sırasında yaşayan insanların iradesi nasıl değerlendirilmelidir?
  • Sonraki kuşaklar geçmişteki siyasi egemenlikleri hangi ölçüde meşru sayabilir?

Aristoteles’in siyaset anlayışında şehir, yalnızca taş ve topraktan oluşmaz; ortak bir yaşam biçimidir. Kant açısından ise insanın değeri herhangi bir siyasi hedefe indirgenemez. Bu iki düşünceyi birlikte okuduğumuzda, fetih anlatısının yalnızca kazananın perspektifinden kurulmasının etik açıdan eksik kalabileceğini görürüz.

Buradaki ikilem günümüzde de canlıdır. Bir şehrin tarihini anlatırken yalnızca “kimin fethettiğini” söylemek, orada daha önce yaşayanları görünmezleştirebilir. Öte yandan bütün fetihleri yalnızca modern ahlak ölçütleriyle yargılamak da tarihsel bağlamı gözden kaçırabilir.

Fetih ve modern dünya

Bugün şehirlerin sınırları çoğunlukla askerî güçle değil hukuk, vatandaşlık ve uluslararası anlaşmalarla belirleniyor. Buna rağmen savaşlar ve işgaller hâlâ “kimin toprağı?” sorusunu gündeme getiriyor.

Eskişehir sorusu bu nedenle yalnızca geçmişe ait değildir. Bir haritadaki sınır çizgisi, gerçekten bir topluluğun ahlaki hakkını kanıtlar mı?

Bilgi kuramı: Eskişehir’i kim aldı, bunu nereden biliyoruz?

Bilgi kuramı, neyi bildiğimizi ve bildiğimizi nasıl gerekçelendirdiğimizi araştırır.

Burada tarihçinin karşısına çok önemli bir problem çıkar: Geçmiş doğrudan gözlemlenemez. Tarihçi; kronikler, arkeolojik buluntular, vakfiyeler, seyahatnameler ve diğer belgeler üzerinden geçmişi yeniden kurar.

Bu nedenle “Eskişehir’i kim aldı?” cümlesi aslında şu soruyu da taşır:

“Bu iddiayı hangi kanıta dayanarak söylüyoruz?”

TDV’nin Eskişehir maddesi, Osman Bey’in Karacahisar ve Eskişehir çevresindeki faaliyetlerine ilişkin erken Osmanlı kroniklerinin bazı anlatılarının şüpheli olduğunu açıkça belirtir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Bu durum, tarihin değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, tarihsel bilginin nasıl üretildiğini daha dikkatli incelememiz gerektiğini gösterir.

Platon, Nietzsche ve tarihsel anlatı

Platon için bilgi, kanaatten farklı olarak gerekçelendirilmiş hakikate yönelir. Nietzsche ise tarihin yalnızca geçmişi aktarmadığını, insanın bugünkü ihtiyaçlarıyla da ilişkili olduğunu savunur.

Bu iki yaklaşımı Eskişehir’e uygularsak ilginç bir tablo çıkar:

  • Platoncu soru: Eskişehir’in fethi hakkındaki en güvenilir kanıt nedir?
  • Nietzscheci soru: Neden özellikle “fetih” anlatısını hatırlamaya ihtiyaç duyuyoruz?

Çağdaş tarih yazımında da benzer bir mesele vardır: Tarihsel gerçek ile tarihsel anlatı arasındaki sınır. Arkeoloji, yazılı kaynakların sustuğu yerde yeni bilgiler sağlayabilir; fakat arkeolojik buluntular da kendi başlarına bütün geçmişi anlatmaz.

Ontoloji: Bir şehir nedir?

Ontoloji, var olanın ne olduğunu sorar. Eskişehir örneğinde soru daha da ilginç hale gelir:

Eskişehir, yalnızca üzerinde insanların yaşadığı fiziksel bir alan mıdır?

Eğer öyleyse fetih, öncelikle toprağın siyasi kontrolünü değiştiren bir olaydır. Fakat şehir aynı zamanda hatıralardan, isimlerden, yapılardan, hikâyelerden ve insanların aidiyetlerinden oluşuyorsa, “şehri almak” çok daha karmaşık bir kavrama dönüşür.

Dorylaion’un zaman içinde Eskişehir olarak anılması bile kimliğin sabit olmadığını gösterir.

Eskişehir Valiliği

+1

Heidegger’in mekân ve yer üzerine düşünceleri açısından bakıldığında bir yer, yalnızca geometrik koordinatlardan ibaret değildir. İnsan deneyimiyle “yer” hâline gelir.

Bu açıdan Eskişehir’i fethedenler kadar, onu yeniden kuranlar, yaşayanlar, hatırlayanlar ve anlatanlar da şehrin bugünkü varlığında pay sahibidir.

Sonuç: Eskişehir kimin?

Tarihsel olarak bakıldığında Eskişehir’in 1074 civarında Selçuklu/Türk hâkimiyetine girdiğini; XIII. yüzyılın sonlarında ise Osmanlıların hâkimiyet alanına katıldığını söyleyebiliriz. Ancak bu cevap, “Eskişehir’i kim aldı?” sorusunun yalnızca tarihsel katmanını çözer.

Eskişehir Valiliği

+1

Etik bize “Almak, sahip olmak için yeterli midir?” diye sorar.

Bilgi kuramı “Bunu nereden biliyoruz ve hangi kaynaklara güveniyoruz?” diye sorar.

Ontoloji ise daha derine iner: “Bir şehri şehir yapan nedir?”

Belki de Eskişehir’in gerçek hikâyesi, onu tek bir hükümdarın adına bağlamakla değil, üst üste biriken medeniyetlerin ve insan hayatlarının oluşturduğu sürekliliği görmekle anlaşılabilir.

Ve insanın içinde son bir soru kalır:

Bir şehrin geçmişini anlatırken gerçekten geçmişi mi anlatıyoruz, yoksa bugün kendimizi tanımlamak için geçmişe yeniden bir anlam mı veriyoruz?

Bu yazıyı sonlandırırken Eskişehir’i kim almıştır hakkında sizlere değer katabildiysek memnun oluruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort https://grandoperabet.net/
https://malidenetci.com https://ozekair.com.tr https://medited.com.tr Sitemap